Mesaj Başlıyor...

::18 ALtı::::::::::::::)p::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.

10/7/2006 - ::Ergenlik Çağında Sorunlar::

Kategori: psikoloji

Ergenlik Çağında Sorunlar

18ALTI

Ergenlik dönemi kişilik kavramının oluşmaya başladığı ve yerleştiği bir dönemdir. Genel olarak bakıldığında 12-21 yaşlarını kapsar. Bu dönem içerisinde birey fiziksel değişiminin yanı sıra psikolojik bir değişimde sergiler. Ancak bu değişimler paralel bir süreci takip etmeyebilir.

 

Ergenlik dönemi kişilik kavramının oluşmaya başladığı ve yerleştiği bir dönemdir. Genel olarak bakıldığında 12-21 yaşlarını kapsar. Bu dönem içerisinde birey fiziksel değişiminin yanı sıra psikolojik bir değişimde sergiler. Ancak bu değişimler paralel bir süreci takip etmeyebilir.

Bu dönem de birey bir kimlik arayışı içindedir. Duygu dünyasında sürekli bir kavga vermektedir. Bu kavga doğal olarak düzensizlik ve dengesizlik getirecektir.

Sürekli olarak kendisini ve çevresini anlamaya çalışan birey yargılama mekanizmasını çalıştıracaktır.

Ergenlik dönemindeki birey aykırı sıra dışı ve uç davranışlar gösterme eğilimindedir. Beğenilme ve onay görme arzusundaki genç sürekli olarak düşünsel ve davranışsal  tutum ve davranış değişiklikleri gösterecektir. Bu durum kişilik yapısı oturuncaya kadar devam edecek bir süreçtir.

Ergenlik dönemindeki birey ani ve sonuçlarını hiç düşünmediği tepkiler verebilir. İnatçı, hoşgörüsüz olma, çabuk sinirlenme, başkalarını küçük görme, uzlaşmayı reddetme, keskin ve sert konuşma tarzı, saldırganlık, karşıt tepki geliştirme, yalan söyleme, otoriteye ve kurallara karşı gelme gibi davranışlar gösterebilirler.

Sosyal onay ve statü arzusundaki genç birey toplum içindeki rol değişimiyle birlikte kendi hür kararlarını vermek arzusundadır. Bu dönem içinde ebeveynler genellikle çocuklarının evden uzaklaşmaya başladığını, sürekli olarak onlara karşı geldiklerini ve her durumda arkadaşlarını tercih ettiklerini düşünürler. Böyle bir yapılanma içindeki genç birey evdeki ilişkilerini mümkün olduğunca sınırlı tutarak müdahaleden uzaklaşmaya çalışır. Odasına kapanır, telefon konuşmaları artar, günümüz teknolojisinin yardımıyla bilgisayar başında ya oyun için ya da sanal sohbet için oldukça fazla zaman geçirir. Bunun sonucu olarak aile içinde ve otorite konumundaki özellikle yetişkin bireylerle sürekli çatışma yaşanır.

Yine ergenlik dönemiyle gelen ve gelişen en büyük sorunlardan biri de akademik başarının düşmesidir. Kişilik arayışında ve ziyadesiyle gergin olan genç birey sorumluluk-eğlence-dinlenme dengesini kuramayabilir ve sonucunda akademik başarısızlık ortaya çıkabilir.

Ergenlik döneminde madalyonun diğer yüzü diyebileceğimiz, içe dönük, sosyal ilişki kurma becerisi düşük, çekingen ve sosyal fobisi gelişen bir kişilik yapısı da görülebilir.

Bu dönem içinde ailelerin en çok sorduğu sorular; “Çocuğumla iletişim kuramıyorum? Çocuğum neden yalan söylüyor? Neden bu kadar sinirli? Neden ders çalışmıyor? Acaba kötü arkadaşlıklarımı var?” gibi sorulardır.

Bütün bu sorunların çözümü ise doğru bilgilenme, farkındalık, sabır ve doğru iletişim kurma yöntemleridir.

 

 

Yorum yapayım bari (3) ::: Yorum yazalım birazda! :::: :)p Uydudan Bağlantı

22/6/2006 - ::VAJİNİSMUS::

Kategori: psikoloji

Vajiismus Sorunu / Güncel yaklaşım ve tedavisi

 

18ALTI

Vajinismus:

 

Vajinismus cinsel ilişkiye girmeye müsaade etmeyecek şekilde vajinal kasların dış 1/3 ünde gözlenen istem dışı oluşan şiddetli kasılmalarla  kendini gösteren bir rahatsızlıktır.Vajinismusta oluşan kasılmalar o derece şiddetli olabilir ki genellikle  ilişkiyi imkansız hale getirmektedir.

Vajinismus gibi ağrılı cinsel ilişkiye neden olan rahatsızlıklarda öncelikle temel kural jinekolojik muayene yapılarak ilişkinin oluşumuna engel olan organik bir bozukluğun olup olmadığının kesin olarak belirlenmesidir.

Bu tür rahatsızlıklarda belirgin bir fiziksel patoloji tespit edildiğinde etkene yönelik cerrahi uygulamalara nadiren gerek duyulabilinmektedir. Ancak yanlış bir kanı olarak genellikle eski bir yöntem olarak uygulanan hymenotomi adı verilen kızlık zarının kesilerek açılması konunun yeterince anlaşılamamasından kaynaklanmakta idi. Bu gün ise bu yöntemin  sorunun çözümünde hiçbir değerinin olmadığı bilinmektedir.

 

Soruna  neden olan etkenler çoğunlukla  genç kızlık yıllarından itibaren cinsellik ve kızlık zarı hakkında bilinç altına yerleşmiş yanlış bilgiler, cinsel eğitim eksikliği, yaşanmış kötü cinsel tecrübeler ,  toplumsal baskılar  gibi oldukça geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Hasta ve eş için oldukça sıkıntılı bir durum olan vajinismus vakalarında rahatsızlık,  eşin duyarlı ve paylaşımcı yaklaşımı ile aile içerisinde yıllarca saklı kalabilmekte ve  çiftin bir süre sonra cinselliğe duyarsızlaşmasına yönelerek cinsel soğukluk ve duyarsızlık çıkmazına doğru. İlerleyen komplike problemlere de zemin hazırlamaktadır.

Vajinismus  sorununa sahip çiftlerde tedavi için yönelim, çoğu zaman artık aileye yeni bir bireyin eklenmesi gerektiği dönemlerde artmaktadır. Genellikle hanımlar bu olayın yakın arkadaş ve aileleri tarafından duyulmaması için büyük bir çaba içerisinde girmektedirler. Yaşanan tüm bu kısır döngüler tedavi ile rahatsızlığın çözüm sürecinde gecikmelere neden olabilmektedir.

Vajinismus tedavisi zor bir rahatsızlık mıdır?

Kesinlikle hayır, bu gün artık bu sorun hakkında doktorlarımızda yeterli bilgi ve deneyim kazanmaktadırlar. Uygun tedavi yöntemleri ve çalışmalarla artık sorunun çözümü  oldukça kolay ve başarı şansı bir o kadar yüksektir.Yeter ki uygun metodlar ve doğru ekip çalışması yapılsın.Tedavide başarıyı arttıran esas unsur, bu tür hastalıkların tedavi basamaklarında olmazsa olmaz kuralı olan jinekolog-psikolog  ikilisinin ortak çalışmasında yatmaktadır.

 

Yorum yapayım bari (1) ::: Yorum yazalım birazda! :::: :)p Uydudan Bağlantı

22/6/2006 - ::DEPRESYON::

Kategori: psikoloji

DEPRESYON

 

18ALTI

 

            Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi her şeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemese de kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda her şeyin olumsuz taraflarını görür.

 

            Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için aşağıda sıralanmış belirtilerin gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son on beşgündür devam ediyor olması gerekir.


* Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali      ( kendini mutsuz, ağlamaklı, kederli hissetme hali).


* Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler, hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama , bıkkınlık, cinsel isteksizlik ).

* Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.

* Hemen her gün uykusuzluk yada aşırı uyku hali.

* Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik, hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk


* Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.

* Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.

* Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara, okunan şeylere, izlenilen dikkatini verememe, gibi) ya da kararsızlık hali.

* Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.

 

YUKARI DA SIRALANAN BELİRTİLERDEN EN AZ BEŞİNİN (İLK İKİ BELİRTİDEN EN AZ BİRİ  BULUNMAK ÜZERE), EN AZ İKİ HAFTA SÜRESİNCE VAR OLMASI DURUMUNA "MAJOR DEPRESYON" DENİR.

 

  Ve bu durumda:

 

- Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin ve bir uzmandan yardım isteyin.


- Her insanın hayatının belli bir döneminde depresyon geçirebileceğini düşünün.


- Depresyonun bir zayıflık ve güçsüzlük belirtisi olmadığını düşünün.


- Çok önemli kararları hemen vermemeye çalışın.


- İnsanlardan uzak kalmamaya çalışın.


- Televizyondaki şiddet ve korku filmlerini izlememeye çalışın. Hobilerinize yönelik ya da komedi programlarını izlemeye çalışın.

 

- Sizi hüzünlendirdiğini düşündüğünüz şarkılardan uzak durun.


- İsteksizlik düşüncelerine rağmen, küçük de olsa faaliyetlerde bulunun (yürüyüş, bir arkadaşla sohbet, elişi, yemek, tamirat vb.).

 

Diğer Belirtiler:

Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir.

 

Depresyon Oluşma Nedenleri:

Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir. Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadan da kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir. Depresyondaki kişinin düşünce yapısı birtakım özellikler sergiler ve düşünmesini sağlayan beyin hücreleri ve bu hücrelerin içinde bulundukları ortamda da birtakım değişiklikler ortaya çıkar. Yapılan araştırmalarda varılan sonuçlardan biri de yaşam olaylarının beyin hücreleri üzerinde etkisi olduğu, ya da vücudumuzun, sinir sistemimizin yapısında ve düzenindeki bir değişikliğin düşüncelerimizi etkileyebildiğidir

 

Depresyon Tek Tip midir?

            Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak,  uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte; tekrarlayan mevsimle birlikte depresyon belirtileri vardır. Tipik depresyonda ise azalmış uyku,iştah, enerji görülür.

 

Depresyonun Fiziksel Belirtileri Nelerdir:

            Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvurabilir.

 

Depresyonun Tedavisi Nasıl Olmalıdır:

            Depresyon tedavisi son zamanlarda oldukça kolay hale gelmiştir. Bu tedavi duygular, düşünceler ve davranışlar üzerinde çalışmakla da olabilir, ilaç tedavisi ile de olabilir. Uygun olduğuna karar verilmesi için bir uzman (psikolog/psikiyatrist) tarafından değerlendirilmek yeterli olacaktır. Uzman ile yüz yüze görüşmek tedavi başlangıcını oluşturacak ilk adımdır. Uzman, bilimsel ve ölçülebilir yöntemlerle sizi değerlendirecek ve en uygun tedaviyi size önerecektir.Bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek için psikoterapiye  ihtiyaç vardır. İlaç tedavisine de ''serotonin '' ve '' noradrenalin'' üzerinden etki yapan antidepresan dediğimiz ilaçlar kullanılır. Yine de ilaç tedavisinin hızlandırılabilmesi için psikoterapiye ihtiyaç vardır.  Depresyonu oluşturan nedenlere yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikolog tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.

 

            Depresyon tedavisi ilerledikçe kişiler bu değişiklikleri fark edebilmekte ve bu değişiklikler bilimsel yöntemlerle ölçülebilmektedir. Depresyonun tanısı ve tedavisi tüm dünyada uzmanlar tarafından üzerinde çalışılan ve üzerinde fikir birliğine varılmış uygulamaların yer aldığı bir alandır.

Yorum yapayım bari (1) ::: Yorum yazalım birazda! :::: :)p Uydudan Bağlantı

22/6/2006 - ::EVLİLİK SORUNLARI::

Kategori: psikoloji

Evliliğinizde

 

18ALTI

 

Duygusal uzaklaşma hissediyorsanız

İlişkinizde sevginiz dışındaki öğeler daha ön plana çıkmış ve bundan bir sıkıntı duyuyorsanız

Cinselliğinizde belirgin bir azalma varsa

Tartışmalarınızda boşanma sözcükleri de havada uçuşmaya başlamışsa

Artık evliliğiniz neşe ve canlılık vermiyor bunun hatta tam aksini getiriyorsa.

Kendinizi daha güvensiz hissediyorsanız

Kıskançlık ve şüphelerinizde artış varsa

Artık tartışmalarda karşılıklı taviz vermiyorsanız ve tartışmaları kontrol etmeniz güçleşiyorsa

Eşiniz artık size hediye almıyor yada sizi hatırladığını hissettirmiyorsa

Artık eşiniz dışında bazı erkeklerin çok daha iyi koca olabileceği duygusu yoğunlaşmaya başlamışsa.

Bu on paslı maddenin bir tekinin olması demek evliliğinizin tehlike çanları çaldığı anlamına gelmez.

Her bir maddeyi 1 risk puanı olarak kabul edin ve çıkan puanı 10'la çarpın, çıkan sonuç yüzde cinsinden risk puanınızı verecektir. %50 nin üzerine çıkan durumlar artık belirgin anlamda ilişkide sorun olduğunun göstergesidir. Bu on riskli başlığı düzeltmek ve değiştirmek mümkündür. Değişim yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır.Burada önemli olan değişimin istediğiniz yönde olmasıdır.

Dünyanın en eski ve kalıcı kurumlarından bir tanesidir evlilik. Yüzyıllar boyu değişen dünyamızda, eski Romadan beri kalan en sağlam kurum demek de doğru olur. Eski Romadan beri diyoruz, çünkü bugün ki anlamda evliliğin kurumsal yapısı o günlerde belirlenmiştir. Tabii evlilik sorunlardan uzak değil.

Son yıllarda belki de en çok zorlanan kurumlardan bir tanesi olmuştur. Rakamlar çok yanıltıcı olabilir. Örneğin İngiltere’de evlenen her iki kişiden biri on yıl içinde boşanmaktadır. Ülkemizde ise boşanma oranları yıllık %1 in çok altındadır. Bu rakamsal olarak bizde boşanmanın az olması, Türkiye'de evlilikler daha mutlu anlamına gelmemektedir. Bizde mutsuz ama evli çiftlerin sayısı azımsanmayacak derecededir.

Evlilik aslında birbirinden farklı iki insanın paylaşmaya başladığı yeni bir hayat dönemi olarak değerlendirilir. İnsan hayatındaki her değişim strese sebep olur ancak evlilik gibi köklü değişimlerin yeri daha bir farklı olmaktadır. Şöyle düşünün kültürel olarak aile yaşantısı olarak birbirinden farklı iki kişinin aynı evi aynı zaman ve mekanı paylaşmaya başlamaları hayatınızda ne kadar radikal bir değişimdir.

Hele birde eşinizle öncesinde tam tanışmadığınızı düşünün. Belki de hep güzel saatleri paylaştınız ve birbirinize göstermek istediğiniz yüzünüzü gösterdiniz. Gülünecek neşeli anları paylaştınız. Ancak artık evlisiniz ve iki kişilik düşünmek zorundasınız.

Bu durumda kendinizi kısıtlanmış gibi hissetmeniz gayet doğaldır. Karşı tarafın da aynı duyguları paylaştığını unutmayın. Bunu böyle düşündüğünüzde karşılıklı anlayışla bazı sorunların üstesinden gelebilirsiniz.

Her iki zaman içerisinde çözülecektir. Ancak bunun yanında yeni yaşamınızda sorunlar ortaya çıkabilir.

TİPİK EVLİLİK SORUNLARI:

İletişim kuramama ve uzlaşmada güçlük: Bu problem gerçektende çiftler arasında oldukça sık görülür. Çiftler ya tartışmaz (“nasılsa bir şey değişmiyor”) ya da tartışır ancak uzlaşamaz. Genellikle herkes kendi söylemek istediğini söyler ancak karşı tarafı gerçekten dinlemez. Tartışamayan çiftler için durum daha kötüdür. Çünkü tartışmanın yerini akıl okuma almıştır(örnek: Kadın:Artık bana hiç dokunmuyor. Muhtemelen beni sevmiyor acaba bir başkası mı var? Erkek: Dokunursam gene seks istediğimi düşünecek ve beni reddedecek ben en iyisi televizyon seyredeyim. Kadın: Şimdide televizyonu açtı bu kesin beni sevmiyor, yüzsüzlük etmeyim gidip yatayım. Erkek: Bu saatte yatılır mı, bu kadının bana hiç tahammülü yok.)

Aldatma (sadakatsizlik):

Burada bahsedilen çiftlerden birinin ya da her ikisinin böyle bir deneyim yaşadıktan sonra evliliği sürdürmek zorunda kalması ya da evliliği sürdürmek istemesi durumunda yaşanacaklardır. En sık iki soru; “bu şartlarda gerçekten devam etmeli miyiz?” beni hala aldatıyor mu?

Kaynana sorunu:

Burada asıl sorun çiftlerin kendi aile düzenlerine sınır çizememiş olmasıdır. Böyle bir sorunu batılı literatürde bulmak çok güçtür. Ancak bizler bu sorundan kaynaklanan soruna her gün tahmin edemeyeceğiniz sıklıkta rastlıyoruz.

Bilinen Tipik sorunlar:

Kaynanamla altlı üstlü oturuyoruz. Her şeyimize karışıyor.

Kocam sürekli onlarda yemek yemek istiyor.

Kocam sürekli onlara harcıyor bizle ilgilenmiyor.

Her hafta sonumuzu her tatilimizi onlarla geçirmek istiyor.

Yukarıda bahsedilen sorunlar çoğunlukla evlilikle ilgili ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kaynanasıyla rekabet halinde ki bir kadın kocasından bu durumun acısını farklı dolaylı yollarla çıkarmaya (yatakta isteksizlik, farklı önemsiz konulara öfkelenme gibi ) çalışıyor. Bunu da yapamazsa öfkesini ya çocuklarından (dayak vs) ya da kendisinden çıkarıyor olabilir (baş ağrısı,boyun, bel ağrısı, konversif bayılmalar vs).

Yeni yaşamınızda değişen bir şey de artık düzenli bir cinsel yaşamın başlaması. Özellikle toplumumuzda insanların büyük bir çoğunluğu ilk cinsel deneyimlerini eşleri ile yaşamaktadırlar. Daha önce yaptığım bir araştırmada erkeklerin % 40'ı ilk deneyimlerini kendi eşleri ile geçekleştirdikleri görülmüş. Bu oran kadınlarda daha da yüksek çıkmıştır.

Dolayısıyla tecrübesiz iki insanın bir araya gelmesi üstelikte yanlış bilmeleri nedeniyle bazı cinsel sorunlar da karşımıza çıkmaktadır.

En sık, evliliğin ilk günlerinde cinsel birleşmeyi başaramama karşımıza çıkmaktadır. Bunun temelinde bazı törelerinde etkisi vardır. Kapıda birileri sizden haber beklerken sınavdaki bir genç gibi performans kaygısı yaşayan ve cinsel organında sertleşme sorunu yaşayıp ilişkiye girmeyenlerle sıkça karşılaşmaktayız.

Bazen de cinsel ilişkide yaşayacağını sandığı için kendini aşırı kasan ve bu nedenle ilişkiyi başaramayan genç kızlarla da karşılaşmıyor değiliz. İlişkiye müsaade etmeyecek kadar vajina kaslarında kasılma ile giden duruma ise vaginismus diyoruz.

Bu ve buna benzer cinsel içerikli aksaklıklar evlilikte eşleri dışa yöneltmekte yani sadakatsizliğe itmektedir.Sevgiyi ve ilgiyi dışarıda arayan eşler bunu bazen zina bazen de duygusal olarak aldatmaya çevirmektedir.İstatistiklere göre evli erkeklerin %35 i eşlerini aldatmaktadır.Bu oran kadınlarda biraz daha az olmakla birlikte azımsanacak bir rakamda değildir.Bu tür dışa açılımlar eşler arasındaki bağı azaltmakta ,birlikteliği zorunluluğa çevirmektedir.Sadece eşe değil çocuklara olan ilgide azalır.Özellikle duygusal aldatmalarda eşlerin yaptığı her şey göze batar,bir beğeni eksikliği ortaya çıkarır ki buda kavgayı kaçınılmaz kılar.

Evlilik sorunlarının başında ülkemizde özellikle ekonomik sorunlar gelmektedir.Ekonomik olarak zayıf olan evliliklerde sorun çıkma yada sorun yaratma olasılığı ekonomik yönden güçlü bir evliliğe göre daha fazladır.Maddi olarak sıkışan çiftler bir savunma mekanizması olarak saldırganlıklarını birbirlerine yöneltirler.Böylece eşler arasında gerginlik ve sürekli birbirlerine güvensizlik ve suçlamalar yaparlar.Buda evliliğin geleceğini tehlikeye düşürür.

Evlilik içinde çok çeşitli varyasyonlarda sorunlar çıkabilmektedir.Bunda en büyük sebep sevgi azlığı, kurum içi demokrasi ve saygı azlığı , eşlerin depresif düşünce modu , anlaşamamazlık , çocuk sorunları , ailelerin baskısı gibi çeşitlilikler gösterebilmektedir.Bunlarda özellikle tarafların aileleri birçok soruna neden olabilmektedir.Öyleki ülkemizde gelin-kaynana sürtüşmesi yıllardan beri bir sorun yumağı olmuş sonu ölümlere varan birçok anlaşmazlık çıkarabilmiştir.

Evlilik sorunlarında diğer önemli bir nedense eşlerden birinin özellikle erkeğin alkol ve kumar alışkanlığıdır.Bu durumda kadın mağdur durumlara düşmekte ve evliliğe sorunlar silsilesi oluşturmaktadır.Ancak kronik bir alkol yatkınlığı yoksa erkeğin alkole yönelmeside yine evlilik içi bir sorundur.

Aile içi şiddet, eşe ve çocuklara uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır.Yine aile içi ensest ilişkiler , çocuk istismarları evlilik sorunlarının en kirli yüzüdür.

Genellikle evlenirken kurdukları hayaller ve hayat beklentilerini evlilikte gerçekleştiremeyen insanların evlilik yaşamları sürekli olarak sorunlu geçer ve sonu büyük olasılıkla boşanmayla biter.Evlenmeden önceki duygusal hazırlık süresinde birbirlerini iyice tanımadan evlenen çiftler anlaşamama gibi bir sorunla karşı karşıya kalırlar.Evlendikten sonra iki kişilik düşünmek zorunda kalan eşelere ağır gelen bu durum kişinin kaçınma-yaklaşma anksiyetesi yaşamasına neden olur.Özellikle özgürlüklerin kısıtlanması kişide içten içe bir öfke ve isyan oluşturur.Eğer eşe duyulan sevgi bu öfke ve isyandan aşağıda kalırsa evlilikte sorunlar baş göstermeye başlar.Bu durumdan kurtulmanın en iyi yolu eşler arası açıklık,doğruluk ve yalınlıktır.Sorunlarını açıkça ve objektif olarak paylaşan çiftler bu sorunları çok rahat aşarlar.Ancak evlilik içinde eğer demokratik bir ortam ve kişisel haklara saygı yoksa zaten bu paylaşımın oranı oldukça düşmektedir.Buda çözümlenemeyen sorunlar anlamına gelmektedir.

Tüm bu durumlar bazen kendiliğinden çözülebilir ancak bazen de çözümlenemeyen basit sorunlar ayrılmaya varacak nahoş durumlarla karşımıza çıkmaktadır. Eğer bir iletişim sorununu kendiniz çözemeyecekseniz sorunun çözümü için bir profesyonele başvurmaktan çekinmemelisiniz.

Evlilik sorunlarının tedavisi:

Çiftlere :

Aile danışmanlığı yapılıyor.
İletişim eğitimi veriliyor.
Rahat tartışabilmeleri sağlanıyor.
Anlaşamasalar bile uzlaşma öğretiliyor.
Çift olarak yaşam repertuarları genişletiliyor

Öncelikle hangi durumda kaygılanalım ve hangi durumda evliliğimiz tehlike sinyallerini veriyor ve bu konuda bir adım atılması lazım.

Evlilik ve Terapisi 2000 adlı çalışmamda İstanbul’da evliliklerin %16'sının boşanmayı düşündürecek düzeyde kötü olduğunu buldum. Ancak bunun yanı sıra kadınların %36'sı evliliğini orta derecede yani sorunlarla baş edebilir ve belirgin düzeyde uzaklaşmanın olmadığı bir içerikte değerlendirmiştir. Tabi bir çok basın organındaki, evliliklerin çoğu sorunluymuş gibi izlenim veren yazıları şaşırtacak bir sonuç da var. Bayanların % 48'i evliliğini iyi diye nitelendirmektedirler. Burada değerlendirdiğimiz çiftler, evlilikleri 16 ile 22 yıl arasında olan çiftlerdi. Burada geleceğimiz konu, evlilikler niçin bazı çiftlerde kötüye gider de bazılarında iyiye gider. Birçok kadın yaşadığı evlilik sorununu çözme yada kötüye gidişi önleme anlamında hep bir çaba içindedir. Bu sitedeki sayfada bir dizi içinde evlilik sorunlarından başlayıp çözüme doğru bir çizgide beraberce ilerleyeceğiz. Öncelikle hangi durumda kaygılanalım ve hangi durumda evliliğimiz tehlike sinyallerini veriyor ve bu konuda bir adım atılması lazım.

Yorum yapayım bari (yok) ::: Yorum yazalım birazda! :::: :)p Uydudan Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Image Hosted by MyeHost.de

SAYFAMIZI LİNK VERMEK İSTESENİZ AŞAĞIDAKİ KODLARI SAYFANIZA EKLEYİN :)P



BlogBul.Com! Ücretsiz Türkçe Blog Sayaç Blog Toplist
IYI SITELERIn YERI

 

::KAFA KAĞIDI::

HEYYYY!!! GENÇLİK BU TARAFAA!!!

 

SİZCE AŞAGIDAKİ OKULLARDAN HANGİSİ DAHA İYİ EĞİTİM OLANAKLARI SUNMAKTADIR? (Anket İstanbul için geçerlidir.)
Son Durum
Altyapı: Pollemik.com

::ÇEŞİTLEMELER::

::ARKADAŞLARIM::

visne
abhorrence
blogcuk
dungeon dungeon
yenilerdenim
crybaby
ubudiyet
nanick
hulyaa
karsittez
duyguclap
melektugba
shedar
onurhankaan
radyorap
tayfunca
sadecehatunlar
birsairinkaleminden
dusbahcesi
sehreminilimelis
nikaragua
nurettinvehande
miray9
emelkardelen
purplee
canyar
seyhan22