Bedenimde öyle çok hayat var ki!
Arzusu, iyi bir sinema filminde oynamak ve albüm yapmak Şevval Sam' ın... Şimdilik "Yaşanmış Şehir Hikâyeleri" gibi televizyon dizilerinde rol alması, sinemaya doğru bir hazırlık. Aslına bakarsanız oyunculuk da, onu çeken türlü insanlık hallerine yaptığı bir yolculuk. Bu yüzden tek bir hayat ve tek bir ölümün kendisine yetmeyeceğini düşünüyor... Çelişkiler mi? Kimde yok ki!
Şevval Sam için bir bedene sıkışmış sayısız ruh desek, yanlış söylemiş olmayız. Oyunculuk için "Değişik hayatları bedenimden geçiriyorum" diyor. Müzikse bir konuşma biçimi onun için, sanat müziği, türkü, rock, rap, klasik, İngilizce, İspanyolca şarkılar söylüyor. Yine de kendi iç denizinde yüzüyor. "Yaptıklarım sayesinde Şevval'i oluşturuyorum" diyor. Şu sıralar "Yaşanmış Şehir Hikâyeleri" dizisinde oynayan Şevval Sam'la oyunculuğu, müziği ve hayatı konuş tuk.
-Birçok dizide rol aldınız, yemek programı yaptınız, şarkı söylüyorsunuz ve halen devam eden bir kültür-sanat programınız var... Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey var mı?
İstediğim gibi bir albüm yapmak ve iyi bir sinema filminde yer almak gibi arzularım var tabii. Televizyonda oyunculuk adına bir kariyer yaptığımı düşünmüyorum. Keyifli birkaç işin içinde yer aldım, ama hâlâ kalıcı bir şeyler yaptığımı sanmıyorum.
-"Yaşanmış Şehir Hikâyeleri" adlı bir dizide oynuyorsunuz. Bu projenin içinde bulunmaktan memnun musunuz?
Çelişkisi kendinden menkul bir durum aslında. Ben magazini takip eden ve onun içinde yer almaktan hoşlanan biri değilim, ama bunlardan ibaret bir hayatı canlandırıyorum. Oyunculuk yapıyorum ve eğleniyorum. Aslında oyunculuk da umurumda değil, insan psikolojisiyle ilgileniyorum. Hayatıma baktığımda, hep, bana bir hayatın yetmediğini düşünürüm. Travmalar, büyük aşklar, hayal kırıklıkları, ölümler... Başka insanların hikayeleri hoşuma gider ve bana bir ölüm bile yetmeyecekmiş gibi gelir. Elbette gerçek hayatta, böyle bir şansım yok. Tek bir Şevval'i yaşamak zorundayım, ama oyunculuk o kadar eğlenceli ki, bu bahaneyle, bir sürü psikolojiyi tanıyorum.
-Bu yorucu ve yıpratıcı bir şey değil mi? Sonunda elinizde ne kalıyor?
Bir yandan değişik hayatları bedenimden geçiriyorum, yaşıyorum, ama diğer yandan o kadar korunaklı bir bölgedeyimki, elbiselerimi çıkardığım zaman kendi iç denizimdeyim. Bu hayatlardan birini gerçekte yaşamak bile, insana içinden çıkılması imkânsız, çok ağır bir psikoloji yüklüyor. Oysa ben, çekim bitip "stop" denildiğinde bir kâbustan uyanmış gibi oluyorum. Sürekli "Gülbeyaz" olarak yaşayamazdım, "Kajal" gibi doğuda bir hayat sürdüremezdim ya da Süper Baba'nın "Deniz Öğretmen"i olamazdım. Sürekli "Ece Yıldız" olarak da yaşayamam, ama oynadığım karakterler, okuduğum hikâyeler, üzerine düşündüğüm psikolojiler sayesinde Şevval'i oluşturuyorum. Bunların hepsi hayatımda birer araç.
TELEVİZYON DİZİLERİ...
- Dizi sektöründen memnun musunuz?
Teknik koşullardan hiç memnun değilim. Apar topar yapılan işler var ve sürekli bir özensizlik söz konusu. Bir sorun ya da aksaklık olduğunu fark ettiğimde ve nedenini sorduğumda, "Burası Türkiye, sen kime yapıyorsun ki bu diziyi!" gibi trajik cevaplarla karşılaşmaktan çok rahatsız oluyorum. Bu durumda, izleyici de cehalete terk edilmiş oluyor. Oysa iyi prodüksiyonları ayırt eden kitle az değil, ama o kaliteli yapımlar da reyting kaygısıyla yayından kaldırılarak mağdur ediliyor. Bu yüzden televizyon dizilerinde oynamak kariyer açısından neyi ifade ediyor, bilemiyorum. Bir de Türkiye'de çeşitli yapımcı ve yönetmen klanlarının etkisinde olmadan, onlara bağlanmadan bir şeyler yapmaya çalışmak en zor, ama en doğru olanı.
- Müzik, oyunculuktan sonra mı geliyor? Neden bir albüm yapmak için bu kadar beklediniz?

Amacım sadece albüm çıkarmak olsaydı, şu an kaçıncı albümümü yapmış olurdum, bilemiyorum... Müzik, benim için bir konuşma biçimi. Bu yüzden söyleyeceğim sözlerin müzikal anlamda tamamen bana ait olması için beklemem gerekiyordu. Albümümü yaparken insanların bana tüccar zihniyetiyle yaklaşmasını istemiyorum. Dayatılacak kurallara uymak istemediğim için de kazandığım parayla albümümü kendim yapacağım. Evde kendime küçük bir stüdyo kurmaya başladım. Önce benim kayıtlarımı yapacağız, sonra annemin işlerine odaklanacağız, hatta belki ablama da albüm yapabiliriz. Şimdi para bittiği için ara verdim, ama yeterli miktarı biriktirir biriktirmez kaldığım yerden devam edeceğim. Zaten çok fazla da bir şey istemiyorum; doğal, samimi ve sıcak olsun yeter. Kısacası televizyondan yorulduğumu ve kendimi müziğe vermek istediğimi söyleyebilirim.
-Leman Sam gibi bir anneye sahip olmak sizin için ne ifade ediyor? Anne Leman Sam'la, anne Şevval Sam'ın ilişkisi nasıl?
Annemi çok uzun zamandır tanıdığım bir arkadaşım gibi görüyorum. Çocuğum için de aynısını düşünüyorum. İkisi de benim parçam. Bazen bir nokta geliyor ve oğlumla aramızdaki sevgi bağını kelimelerle anlamlandıramıyorum. Aynı şeyi annemin de benim için düşündüğünü biliyorum. Tarık Emir'i büyütürken annemle ilişkimi de temize çekiyorum. Annemi anlatmaya da gerek yok aslında, onu çok iyi tanıyorsunuz. Onun etkileri benim çocuğumun çocuğunda bile baskın olacaktır. Bizim için müthiş bir figür. Bize ayakta durabilmeyi, karşı gelebilmeyi, renklerimizi bulmayı öğretti.
18ALTI